PerAModa Group Organizasyonları Dev Bir Business Network'e D...
PerAModa Group Organizasyonlar...
20:4730 Kadın Sanatçı Sanatın İyileştirici Gücü İçin Buluştu: “Çe...
30 Kadın Sanatçı Sanatın İyile...
03:06Ufuk Sarıgül Uyardı: Sosyal Medyada Grup Kuranların "Aidat"...
Ufuk Sarıgül Uyardı: Sosyal Me...
17:24Pera Müzesi’nde Yeni Sergi: “Cumhuriyetin Kamera Arkası” Ziy...
Pera Müzesi’nde Yeni Sergi: “C...
Eskiden çok mutlu çocuklardık biz. Mutluluk için büyük sebepler aramazdık; küçük şeylerle mesut olmayı kabullenir, elimizdekine yetinmeyi bilirdik. Azı çok görür, çoğu yarına saklardık. Çünkü umudumuzun ucu bucağı yoktu; yarınların bugünden daha güzel olacağına inanırdık.

Nefretle hiç tanışmamış gibiydik o zamanlar. Her gördüğümüze sevgi tohumu saçardık. İnsanları ayırmayı, kin tutmayı, hesap yapmayı bilmezdik. Kalbimiz neyse yüzümüz oydu. İçimizden geldiği gibi güler, içimizden geldiği gibi ağlardık. Ama ağlarken bile gülmeyi iyi bilirdik biz.

Bitmeyen yağmurlarda biriken çamurlarda oynardık. Üstümüz başımız kirlenirdi ama içimiz tertemiz kalırdı. Şimdiki gibi temiz kıyafetlerimiz değil, kirlenmiş dizlerimiz anlatırdı çocukluğumuzu. Sokak bizim oyun parkımızdı; saklambaç, körebe, ip atlama, misket, seksek… Akşam ezanı okunana kadar eve girmek istemezdik. Annelerimiz balkonlardan ismimizi bağırırdı, biz biraz daha oynayabilmek için duymamazlıktan gelirdik.

Her anın tadını çıkarır, sevmelere doyamazdık. Zaman yavaş akardı o zamanlar; büyümek için acele etmezdik. Bayramlar başka güzel olurdu mesela. Bayramlık kıyafetlerimizi yastığımızın yanına koyup uyurduk. Sabah erkenden kalkıp kapı kapı şeker toplardık. En çok şekeri kim topladı diye yarışır ama sonra hepsini birlikte yerdik.

Ekmeğimize salça sürmenin tadını tartışmasız yaşar, doymakla doymamanın arasında ama mutlu kalırdık. Çünkü soframızdaki yemek az olsa bile, soframızdaki neşe çoktu. Sobanın üstünde kızaran ekmek, çayın buharı, kalabalık aile sofraları… Meğer en büyük zenginlik aynı sofrada toplanabilmekmiş.

Anne dayağını yeme pahasına yerimizde duramaz, komşu ağaçlarından düşe kalka incir çalardık. O incirin tadı belki de bu yüzden hâlâ hiçbir şeyde yok. Yasaktı ama güzeldi, çünkü çocukluk biraz da yaramazlıktı. Dizimiz kanar, annemiz tentürdiyot sürer, canımızdan çok yansa da yine ertesi gün aynı oyuna koşardık.
Kış akşamları sobanın etrafında toplanırdık. Kestane pişer, patates közlenirdi. Büyükler eski hikâyeler anlatır, biz masal dinler gibi dinlerdik. Elektrikler kesildiğinde korkmak yerine sevinirdik; mum ışığında gölgelerle oyun yapardık duvarlarda.

Bazen avaz avaz şarkı söyler, komşu şikâyetleriyle azar işitirdik. Ama umurumuzda bile olmazdı; ertesi gün yine söylerdik. Çünkü o zamanlar utanmadan gülmeyi, çekinmeden sevinmeyi biliyorduk.
Saf ve temiz yüreklerimizi açardık herkese. Kötülük bilmezdik, hesap bilmezdik, çıkar bilmezdik. Biz sadece sevmeyi bilirdik. Bir kalemimizi, bir silgimizi paylaşır, arkadaşımız üzülünce biz de üzülürdük. Birimizin oyuncağı hepimizin oyuncağıydı.
Şimdi dönüp bakınca anlıyoruz; biz aslında yokluk içinde değil, sevgi içinde büyümüşüz. Mutluluğun parayla, eşyayla, gösterişle değil; bir parça ekmek, bir avuç arkadaş, bir yaz akşamı ve annemizin sesiyle olduğunu o zamanlar fark etmeden öğrenmişiz.
Eskiden çok mutlu çocuklardık biz.
Şimdi büyüdük, hayat değişti, zaman hızlandı, insanlar uzaklaştı. Ama içimizde hâlâ çamurda oynayan, şarkı söyleyen, incir çalan, bayram sabahı erkenden uyanan bir çocuk yaşıyor.
Ve insan büyüyünce anlıyor;
En güzel yıllarımız meğer en fakir ama en zengin olduğumuz yıllarmış… Çocukluğumuzmuş.
09.09.2026 - 07:38
12.07.2026 - 03:53
11.06.2026 - 00:25
27.05.2026 - 18:55
23.05.2026 - 20:20
08.05.2026 - 14:04
24.04.2026 - 21:04
19.04.2026 - 23:53
09.04.2026 - 13:20
04.04.2026 - 16:07
03.04.2026 - 19:12
14.03.2026 - 11:53
06.03.2026 - 22:02
02.03.2026 - 01:11
21.02.2026 - 03:51
10.02.2026 - 23:51
05.02.2026 - 04:19
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.