PerAModa Group Organizasyonları Dev Bir Business Network'e D...
PerAModa Group Organizasyonlar...
20:4730 Kadın Sanatçı Sanatın İyileştirici Gücü İçin Buluştu: “Çe...
30 Kadın Sanatçı Sanatın İyile...
03:06Ufuk Sarıgül Uyardı: Sosyal Medyada Grup Kuranların "Aidat"...
Ufuk Sarıgül Uyardı: Sosyal Me...
17:24Pera Müzesi’nde Yeni Sergi: “Cumhuriyetin Kamera Arkası” Ziy...
Pera Müzesi’nde Yeni Sergi: “C...
Kapıdan çıktığını gördüm annemin. Sessiz adımlarla sokak kapısına yanaştım. Bahçedeki ağaçların kokusu bile o an özgürlük gibiydi. Gözümü anahtar deliğine dayadım; emin olmalıydım… gitmişti artık. Sokak benim için küçücük bir delikten ibaret bir evrendi.

Yan komşunun kızı Naciye bebeğini kucağına almış karşı kaldırımda oturuyordu. Arif , Hakan top oynuyordu. Ben ise bir kapı deliğinin içinden seslenen ince bir gölgeydim:
“Top gelir kafana Naciye, çekil!”
Sesim komik çıkıyordu belki ama kalbim sokağın tam ortasında atıyordu. O küçücük delikten çocukluğa karışıyordum. Sanki onlarla aynı kaldırımda oturuyor, aynı tozu yutuyor, aynı oyuna dahil oluyordum.

Ama o oyunun arkasında hep bir gölge vardı: korku.
Yakalanırsam…
Yine suratımda bir terlik...
Yine kollarımda, yüzümde yanma.
Yine “sus, ağlama, içine ağla” emirleri.
Bir yanda çocuk olma arzusu, diğer yanda cezanın ayak sesleri…
Mahallenin çocuklarına anahtar deliğinden tembihliyordum:
“Annemi görürseniz söyleyin olur mu?”
O kadar küçüktüm ki, nöbet sistemimi bile kurmuştum.
Çocuk aklımla özgürlüğe taktik yapıyordum.
Sonra o ses:
“Zeynep teyze geliyor, kaçııın!”

Kapıdan nasıl uzaklaştım hatırlamıyorum. Pembe naylon terliklerim çamura saplandı, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Kapının gıcırtısı ile kalbimin çarpışı birbirine karıştı. Ardından o sert çarpma sesi yankılandı...
Ev, huzurun bittiğini ilan etti.
Her zamanki soru:
“Ben yokken ne yaptın?”
Yalan söylememek için gerçeği kırptım.
“Bahçeye top düştü, geri attım. Yedi renkli peygamber çiçeğiyle kolonya yaptım…”
Tabiki İnanmadı.
Ama inanmış gibi yaptı.
Ve ben biliyordum… bunun bedeli ağır olacaktı.
O gün bir karar verdim.
Bir gün kapı deliğini büyütecektim.
Dünyayı daha geniş görecektim.
İki gün sonra fırsat buldum...

“Tarsus’a gidiyorum, sakın kapıyı açma kimseye ve dışarı çıkma.” talimatları sıralandı. Sabahın karanlığında avluyu süpürmeye başladım. Küçücük ellerimle koca çalı süpürgesini sürüklüyordum. Parmaklarım yanıyordu ama içimde bir heyecan vardı.

Çekiç.
Torna vida.
Ve bir plan,çok mutluydum.
Tahtayı oya oya, talaş döke döke küçücük bir özgürlük alanı açtım kendime. Elimin yarısı kadar bir parça düştü. Geri yerine yerleştirip denedim. Kimse anlamayacaktı.
Başarmıştım.
O an bir çocuk değil, bir mucittim sanki.
Özgürlüğünü kendi icat eden bir çocuk.
Kapıyı açtım. Bu kez sadece bakmadım. Çıktım.
Kızlar evcilik oynuyordu. Elif seslendi:
“Gelsene Çiğdem, sen anne ol!”
Anne rolü…
Ne ironik.
Küçük bir tabureye oturdum. Elime değnek verdiler.
“Zeynep teyzenin seni dövdüğü gibi bizi masuscuktan dövsene.”
İşte o an içimde başka bir kapı açıldı.
Herkes biliyordu.
Herkes görüyordu.
Ama ben yinede annemi savundum:
“Annem suçum var diye dövüyor… Beni çok seviyor aslında. Geceleri ben uyurken gizlice öpüyor.”

Bunu söylerken burnumun direği sızladı.
Çünkü annem beni hiç uyurken öpmemişti.
Ama anneler severdi.
Sevgi belli edilmese de vardı…
Böyle öğretmişti anneannem.
Ben de o sevgiye inanmak istiyordum.
Eve girip hıçkıra hıçkıra ağladım.
Zaten ağlamak yasaktı bana.
O gün ilk defa doyasıya ağladım.
İçimdeki zehri akıttım.
Annem erken döndü Tarsus tan .
Beş dakikalık çocukluğun bedeli ağır oldu.
Bu kez terlik değil, hortum.
Ama garip bir şey olmuştu.
Canım eskisi kadar yanmıyordu.
Çünkü o gün şunu öğrenmiştim:
Ağlamak zayıflık değildi.
Ağlamak zehri boşaltmaktı.
Ağlamak, içindeki çocuğu yaşatmaktı.
Ben bunu altı yaşımda öğrendim.
Bir kapı deliğinden dünyaya bakan o çocuk, aslında özgürlüğün ne demek olduğunu herkesten önce anlamıştı.
İşte o yüzden kapı hikâyelerimi şimdi tuvale aktarıyorum.
Bir zamanlar anahtar deliğinden baktığım dünyayı, bugün fırçamın ucundan dışarı bırakıyorum.
Vücuduma zerk edilen zehri başka türlü temizleyemedim.

Ne susarak geçti,
Ne unutuyormuş gibi yaparak.
Ama boya akarken geçti.
Renkler birbirine karışırken geçti.
Tuvalde açılan her kapı, içimde kapanan bir yaraya merhem oldu.
Eskiden dünyaya açılan kapının arkasında duran çocuktum.
Şimdi o kapıyı çizen, ışığı içeri alan yetişkinim.
Her resimde bir eşik var.
Bir içeri giren çocuk…
Bir de dışarı çıkan çocuk.
O kapıdan içeri giren çocuğun gözlerinde korkuyu görüyorum.
Kendimi görüyorum.
Dizlerinin titremesini, kalbinin gıcırtılı bir kapı gibi çarpmasını…
Ama o kapıdan çıkan çocuk aynı değil.
Biraz daha büyümüş,
Biraz daha dirençli,
Biraz daha kendi olmuş.
Çünkü her eşik insanı değiştirir.
Her kapı iki dünya arasındaki ince çizgidir.
Ben o farkı anlayabiliyorum artık.
İçeri giren çocuğun suskunluğunu,
Dışarı çıkan çocuğun sessiz cesaretini…
Belki de resim yapmak benim için sadece sanat değil;
Bir yüzleşme,
Bir arınma,
Bir iyileşme biçimi.
Kapıyı büyütemeyen o altı yaşındaki kız çocuğu,
Bugün tuvalde kapılar açıyor.
Ve her kapının aralığından
Bir çocuk daha özgürleşiyor.🙏🤭🫣
09.09.2026 - 07:38
12.07.2026 - 03:53
11.06.2026 - 00:25
27.05.2026 - 18:55
23.05.2026 - 20:20
08.05.2026 - 14:04
24.04.2026 - 21:04
19.04.2026 - 23:53
09.04.2026 - 13:20
04.04.2026 - 16:07
03.04.2026 - 19:12
24.03.2026 - 23:49
14.03.2026 - 11:53
06.03.2026 - 22:02
02.03.2026 - 01:11
10.02.2026 - 23:51
05.02.2026 - 04:19
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.