Büyükada’da Sanat Rüzgârı: "Mavi – Pembe Düşler" Karma Sergi...
Büyükada’da Sanat Rüzgârı: "Ma...
18:10Kıyılarda İşgale Son: Havlusunu Seren Vatandaştan Ücret Alın...
Kıyılarda İşgale Son: Havlusun...
21:04Çöp Diye Atılan Eşyalar Sanatçı Ergün Karlı’nın Elinde Sanat...
Çöp Diye Atılan Eşyalar Sanatç...
04:17“İyilik Birlikte Büyür”: Kazasker Lions Kulübü Yeni Yönetimi...
“İyilik Birlikte Büyür”: Kazas...
Dağ Çiçeği – İçimde Büyüyen Sessizlik
Beni dağa bıraktıklarında ağladım mı, hatırlamıyorum.
Zaten insan, daha hayatın ne olduğunu bilmeden terk edilince, ağlamayı da sonradan öğreniyor.
Soğuk muydu taşlar, sert miydi toprak?
Bilmiyorum.
Bildigim tek şey, papatyaların kokusu…
Demek ki o gün, beni ilk saran şey sevgi değil, doğaydı.
Derler ya bazı hayatlar rastgele yaşanmaz diye…
Benimki de öyleydi.
Daha dört aylıktım; bir annenin kucağında değil, kaderin kollarında büyütüldüm.
“Verdik” dediler.
Ama ben verildiğimi değil, bırakıldığımı hissettim hep.
Çocuksuz bir eve düştüm.
Ev diyorum ama, içi sevgiden çok sessizlikle doluydu.
Kah ağladım, kah güldüm.
Gülüşlerim bile yarımdı; çünkü neye güldüğümü hiç bilmedim.
Hayat nereye savrulursa, ben de oraya savruldum.
Ön teker nereye döndüyse, ben de oraya yuvarlandım.
Büyüdüm.
Dağ çiçeği dediler bana.
Ama kimse bilmedi; dağ çiçekleri rüzgârda eğilir ama kolay kolay kopmaz.
Yanlış yerlerde durdum.
Güneş görmeyen köşeleri “kaçış” sandım.
Kendime hep şunu söyledim:
“Dayan. Güçlü ol. Geçer.”
Güldüğümü sandılar.
Oysa ben gülmeyi çoktan unutmuştum.
Gözlerimde biriktirdiğim yaşları kimseye göstermedim.
İnci taneleri gibi sakladım; çünkü ağlamak bile lüks geliyordu bana.
“Sabrın sonu selamet” dediler.
Ben sabrın sonuna gelmedim; sabrın kendisi oldum.
Sustum.
Taşa döndüm.
Anne dedim, baba dedim, kardeş dedim…
Sonra eş, aile…
Hepsinin adı vardı ama içi boştu.
Sevgiye uzaktan bakarak yaşadım bu hayatı.
Ve bir gün…
Beni büyüten anne gitti.
Ahirete göçtü dediler.
Ben ise içimdeki tek güven duygusunu toprağa verdim.
Tabutun başında ağlarken, bir cümle düştü kulaklarıma:
“Zaten annen değildi…”
O an dünya sustu.
Kalbim durdu sandım.
Sonra içimde bir ses bağırmaya başladı:
“Nasıl yani?”
“Ben kimin çocuğuyum o zaman?”
“Bunca yıl neden sustunuz?”
Dilim titredi, sesim çatladı:
“Yapmayın…
Ben sizi ailem bildim.
Zaten yüreğim yaralı, daha fazla kırmayın.”
Ama gerçek, merhamet tanımıyordu.
Gözyaşlarım delirmiş bir nehir gibi aktı.
Durmadı.
Durduramadım.
İşte o gün Meryem öldü.
Çiğdem doğdu.
Annemin yasını tutamadan, kendimin izini sürmeye başladım.
Neden buradayım?
Neden bu kadar acı?
Adana kazan oldu, ben kepçe.
Köklerimi aradım.
Ve buldum.
Babamın karşısına çıktığımda içimdeki çocuk konuştu önce:
“Ben ağlarken neredeydin baba?”
“Kapılar ardında kilitliyken neredeydin?”
“İstemediğim bir hayata ‘evet’ derken, yüreğim paramparçayken neredeydin?”
Sustum.
Sonra son darbeyi vurdum:
“Şimdi söyle…
Suç benim mi, senin mi?”
Cevaplar vardı belki ama, hiçbiri geçmişi onarmaya yetmedi.
Öfkem dinmedi.
Ama yoruldum.
Ve kendime bir söz verdim.
Yarım kalan ne varsa tamamlayacağım.
Sevgiyi bilmeyen biri olarak, sevgiyi öğreteceğim.
Karanlıkta büyümüş biri olarak, ışık olacağım.
Affedeceğim…
Çünkü affetmezsem, bu hikâye beni de yutar.
Ben bir dağ çiçeğiyim.
Kırıldım.
Ama kök salmayı öğrendim.
12.07.2026 - 03:53
11.06.2026 - 00:25
27.05.2026 - 18:55
23.05.2026 - 20:20
08.05.2026 - 14:04
24.04.2026 - 21:04
19.04.2026 - 23:53
09.04.2026 - 13:20
04.04.2026 - 16:07
03.04.2026 - 19:12
24.03.2026 - 23:49
14.03.2026 - 11:53
06.03.2026 - 22:02
02.03.2026 - 01:11
21.02.2026 - 03:51
05.02.2026 - 04:19
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.