x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
Bizler Önce İnsanız: Bir Kadının Dramı

Bizler Önce İnsanız: Bir Kadının Dramı

Fatma Ayten Özgün

Hayatın her zaman bize adil davranmadığını biliyoruz; ancak bazı yaşam hikayeleri vardır ki bir insanın omuzlarına yüklenen yükün ağırlığını ve çekilen sessiz çileleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. İşte bu yazı, erken yaşta evlendirilen, yıllarca evinde hem ruhen hem de fiziksel olarak şiddete maruz kalan ama evladı için ayakta durmaya çalışan çilekar bir kadının gerçek yaşam mücadelesidir.

Okul Sıralarından Erken Bir Evliliğe

Ortaokulu bitirdiğim yıl beni istemeye geldiler. Aileme kesinlikle evlenmeyeceğimi, okumaya devam etmek istediğimi defalarca söylememe rağmen peşimi bırakmadılar. Damat adayı, "Olursa o kız olur, başkasını istemem" diye dayatmış... Ne kadar dirensem de aileler sözümüzü kesti, birkaç ay sonra nişan, bir yıl sonra da evlilik gerçekleşti.

Başlangıçta mutlu bir yuvamız vardı. Evliliğimizin ilk aylarında hamile kaldım ve bir yıl geçmeden oğlumuz dünyaya geldi. Annemlerin evi de arka sokağımızdaydı, sık sık görüşüyorduk. Mesut ve bahtiyar yaşayıp giderken bir akşamüstü tüm hayatımızı değiştiren o kırılma noktası yaşandı.

Sofradayken eşimin telefonu çaldı. Balkona çıktı; el kol hareketlerinden hararetli bir görüşme yaptığı anlaşılıyordu. Konuşması bitip sofraya döndüğünde neşesinden eser kalmamıştı. Ne olduğunu sorduğumda, "İş yerindeki problemler, önemli değil" dedi. Israr etmedim, konu orada kapandı. Ancak o günden sonra eşimde anlaşılmaz değişiklikler başladı.

Görünmeyen Şiddet ve Yıllar Süren İşkence

Zamanlı zamansız bağırmalar, bana yönelik hakaretler ve sebepsiz zıtlaşmalar başladı. Kendisine neden böyle davrandığını sorduğumda ise her defasında bağırıp çağırıyordu. Sürekli SUSTUM. Ertesi gün anneme gitmek istediğimde "Canım öyle istiyor" diyerek engel oldu. Tatsızlık çıkmasın diye yine SUSTUM.

İlk yıllarda "Akşama ne pişireyim?" diye sorduğumda "Kendini yorma, ne olsa yeriz" diyen o kibar adam gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti. Zaman geçip oğlumuz büyürken, eşim sofrada huzursuzluk çıkarmayı alışkanlık haline getirdi. Oğlum babasına karşı gelemiyor ama dişlerini sıkarak büyük bir acı çekiyordu. Bu duruma şahit olmak beni kahrediyordu.

Giderek artan bu baskı, zamanla yerini fiziki şiddete bıraktı. Beni önce diliyle dövmeye başladı, ardından eliyle... Artık ondan hem korkuyor hem de nefret ediyordum.

Bir akşam eşim kanepede uzanmış benden telefonunu istedi. Elimde sürahi olduğu için "Bir dakika" dedim. Demez olaydım... Terliğini alnıma öyle bir fırlattı ki kaşım yarıldı. Hastaneye gittiğimizde kaşıma 4 dikiş atıldı. Ancak o terliğin açtığı yara, ruhumdaki yaraların yanında hiçbir şeydi. Şiddet, onun için bir alışkanlık haline geldi. Beni sürekli beceriksizlikle suçluyordu; oysa genç yaşımda, kimseden destek almadan evladımı büyütmüş bir kadındım.

İki Yabancı Gibi Aynı Çatı Altında

Eşimle eski muhabbetimiz tamamen bitmişti. Eve geç geliyor, ben de aksileşmesin diye soru soramıyordum. Biz artık karı-koca değil, aynı evi paylaşan iki yabancı gibiydik. Ona hiçbir sınır yoktu ama bana her şey yasaktı; adeta göz hapsindeydim.

Bir akşam çok sevdiği tavuk çorbasından yapmıştım. Sofrada çorbaya bahane bulup kaseyi hırsla bana doğru itti. Çorba koynumdan içeri döküldü; gerisini hatırlamıyorum, gözlerimi hastanede açtım. Birinci derece yanıklar oluşmuştu ve derilerimin iyileşmesi yıllar sürdü.

Günden güne nefretim artıyordu. Bir gün de nemli kalan gömleği yüzünden saçlarımdan tutarak beni duvara fırlattı. Omuzum hem çıktı hem çatladı; uzun süre kendime gelemedim. Bizi bekleyen zorluklar içinde Allah bana acıdı ki başka çocuğum olmadı. Oğlum; can yoldaşım, sırdaşım, arkamı dayayacak tek duvarım oldu.

Kapanmayan Yaralar ve Geç Gelen Huzur

Bir pazar sabahı eşim şık giyinip arabasıyla gezmek üzere evden çıktı; hız yapmayı çok severdi. Aradan 10 dakika geçmeden polis kapıyı çaldı. Aşırı hız nedeniyle virajı alamayıp bariyerlere çarptığını ve hayatını kaybettiğini söylediler.

İnanın üzülmedim... Yıllardır çektiğim işkenceler son bulmuştu. Yaşadığım büyük çöküntüler yüzünden bugün yaşımdan 15 yaş daha yaşlı gösteriyorum. Hem ruhen hem de fiziksel olarak çok yıprandım.

Aradan yıllar geçti. Oğlum evlendi; biri kız, biri erkek iki torunum var. Oğluma her zaman eşine ve çocuklarına iyi davranmasını tembihlerim. Gözleri dolarak "Sen merak etme anneciğim" der.

Fiziksel acılarım sona erdi belki ama yüreğimdeki o derin sızı hiç geçmiyor. Karşımda oturan bu kadın henüz 45 yaşında olmasına rağmen, yüzündeki derin kırışıklıklar ve gözlerindeki kederle 60 yaşlarında gösteriyordu...

Unutmayalım ki, şiddetin her türlüsü insanlık onuruna indirilmiş bir darbedir. Hayatın her alanında ve her ilişkide hatırda tutmamız gereken tek bir hakikat var: Bizler önce insanız.

HaberSanat.org

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(0 Yorum)
Yorumları sırala

Henüz yorum yok

Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !