Sevgili Okuyucular,
Hayat bazen bir sanatçı için en ağır imtihanlarını, en gündelik detayların içine saklar. Bir gün, tüm varlığımla bir temasın, bir cevabın peşinde olduğum; en çok "şimdi"ye ve "burada" olmaya ihtiyaç duyduğum o kırılgan anlardan birinde, beklemediğim bir cevapla şaşkına döndüm. Karşımdaki kişi bana bir enginar bidonundan ve dondurucuya atılacak enginarların hazırlığından bahsediyordu.
O an anladım ki; ben o saniyenin içinde bir boşlukta kaybolurken, o çoktan bir sonraki mevsimin sofrasını kuruyordu. Bu zamansal kopukluk, o an beni bir kırgınlığa değil, garip bir kabullenişe ve teslimiyete itti. Madem zihinler o enginarın kalbine odaklanmıştı, ben de o özün içine sızmalıydım. Bu hislerle, "gelecek kış" planlarının gölgesinde şu satırlar dökülmüştü:
Ölürsem
Ölürsem
beni bir enginar tarlasına göm.
Oradan
bir enginarın bedenine yürüyeyim.
Güneşle büyüyeyim.
Topraktan çoğalayım.
Sonra...
Tüm enginar kardeşlerimle
yan yana,
aynı sepetin
aynı traktörün içinde
pazarın yolunu tutayım.
Köylü kadınlar,
pazarcı kadınlar
Kara ve çatlak elleriyle
yapraklarımı
teker teker
yolsun.
İçimdeki özü
çıkarabilmek için
keskin bir bıçakla
çanağımı
çekip alsınlar.
Acıysa acı.
Tatlıysa sen.
Şifa derler enginar için.
Yılda en az 70 tane yenmeliymiş bir rivayete göre
Belki...
topluca alıp
bir deep freeze atarsın beni.
Orada,
her zaman
tazeliğimi ve tadımı
koruyabilirim belki.
O günden sonra uzun bir zaman geçince, o "enginar hazırlığı" diyaloglarının aslında zihnimde çok daha büyük bir soruyu tetiklediğini fark ettim. O gün maruz kaldığım o boşluk, bugün benim için sanatın ve insan ilişkilerinin temel bir meselesine dönüştü: Kuşatılmak, Boşluk ve Form. Bir çömleğe baktığımızda gördüğümüz şey toprak değildir; gördüğümüz şey boşluktur. Çünkü çömleği çömlek yapan şey, içindeki o eksikliktir. Boşluk olmasaydı çömlek de olmazdı. Sanat hep şunu söyler: Form, dolulukla değil, boşluğun düzeniyle kurulur. Michelangelo’nun mermer heykellerinde de aynı gerçek vardır; form, eklenerek değil eksilerek ortaya çıkar. Mermerden alınan her parça, figürü biraz daha görünür hale getirir. Fazlalıklar azaldıkça şekil belirginleşir. Yani heykel de tıpkı o günkü enginarın ayıklanması gibi, fazlalıkların atılmasıyla doğar. Resimde de boş alan, çizgi kadar aktiftir. Çünkü göz sadece görüleni değil, görülmeyeni de tamamlar.
Ancak insan ilişkilerine geldiğimizde bu bilgi kırılır. Çünkü burada boşluk estetik bir unsur değil, bizzat yaşanan bir şeydir. Bir taraf için o boşluk bir "hazırlık", bir "nefes alanı" ve "kendine dönme" imkanıyken; diğer taraf için o anın içinde bir "kuşatılma" ve "yok sayılma" hissine, bir belirsizliğe dönüşebilir. Mesele sadece temasın varlığı değildir; o temasın hangi zamanda ve nasıl taşındığıdır.
Sıradan Olanın İçindeki Trajedi
Aslında tüm bu anlattıklarım, bir sanatçının zihninin nasıl çalıştığına dair küçük bir itiraf. Hayatın en sıradan, en sığ göründüğü anlarda —mesela bir kış hazırlığının telaşı konuşulurken— aslında orada çok daha derin bir trajedi ve estetik gizlidir. O an hissedilen o "şaşkınlık", aslında sanatın tam olarak başladığı yerdir.
Çünkü sanatçı, o sıradanlığın içindeki trajediyi yakalayıp onu estetik bir forma dönüştürebilen kişidir. Bir saniye içinde bir boşlukta kaybolmak ile o boşluğu Michelangelo’nun mermerindeki gibi yontup bir düşünceye dönüştürmek arasındaki o ince çizgi, bizim gerçeğimizdir.
Kuşatma kavramı burada yeniden anlam kazanır. Bir taraf yaklaşmayı sürdürdükçe diğeri alan ihtiyacı hisseder. Alan açıldıkça bu kez bağın zayıfladığı hissi oluşur. Ve bu döngüde iki taraf da kendi deneyimini mutlak gerçek gibi yaşar. Oysa ilişki, iki mutlak gerçeğin değil, iki farklı algının aynı anda var olma çabasıdır.
Çömlekte boşluk formu mümkün kılar, heykelde eksiltme görünmeyeni ortaya çıkarır. Fakat insan ilişkilerinde bir taraf için "düzenleme" olan şey, diğer taraf için "kuşatılma" gibi yaşanabilir. Teoride doğru olan şey, yaşantının içinde her zaman aynı şekilde çalışmaz; ama o yaşantıyı bir sanat eserine dönüştürme çabası, belki de elimizdeki tek gerçek şifadır.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.
Melis Özdoğru
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.
Henüz yorum yok