x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Kurumsal İletişim
Beynimizin Su Ayarlarıyla Oynadılar

Beynimizin Su Ayarlarıyla Oynadılar

Eskiden her şey daha basitti: Susardık ve su içerken hücresel bir ferahlama hissederdik. Vücudumuz neye ihtiyaç duyuyorsa, zihnimiz bize o duru ve net sinyali dosdoğru gönderirdi. Su, sadece bir içecek değil; yaşamın, arınmanın ve biyolojik dengenin en yalın simgesiydi.

Peki ne oldu da bugün su içmeyi "hatırlamak" zorunda kalıyoruz? Telefonlarımıza su içme hatırlatıcıları indiriyor, masamıza litrelerce sıkıcı şişeler koyup adeta kendimizle savaşıyoruz? Vücudumuz, yaşamın bu en temel kaynağını istemeyi nasıl unuttu?

Cevap çok uzakta değil: Soframızda, tabağımızda ve yediğimiz lokmalarda.

Fabrika Ayarları Bozulan Bedenler

Endüstriyel tarımın gıdaya dâhil ettiği pestisitler, raf ömrünü uzatmak adına ürünlere yüklenen kimyasallar ve paketli gıdalardaki sentetik tatlandırıcılar... Yediğimiz her ilaçlı ve yapay yiyecek, bedenimize girdiğinde sadece sindirim sistemimizi değil; beynimizin kumanda merkezi olan hipotalamusu da hedef alıyor.

Açlık ve susuzluk sinyallerini yöneten bu hassas bölge, maruz kaldığı kimyasal bombardıman karşısında adeta dilsizleşiyor. Gerçek besinden ve doğallıktan uzaklaştıkça biyolojik pusulamız şaşıyor. Beden hücresel düzeyde bir kuraklık yaşarken bile beyin bize o bildik "su iç" çağrısını yapamıyor. Çünkü o doğal çağrı; yapay aromaların, aşırı tuzun ve koruyucuların yarattığı gürültünün arasında kaybolup gidiyor.

Susuzluk Değil, Hücresel Kuraklık

Bugün toplumun büyük bir kısmı kronik bir susuzluğun içinde yaşıyor ama kimse bunun farkında değil. Sabahları geçmeyen yorgunluklar, gün ortasındaki baş ağrıları, odaklanma güçlükleri ve hatta sebepsiz öfke patlamaları... Hepsini hayatın koşturmacasına veya strese bağlıyoruz. Oysa beden içten içe kuruduğunu haykırıyor. Biz ise o çığlığı duymak yerine, bir bardak duru su içmek yerine yapay bir içeceğe ya da yeni bir ilaca sarılıyoruz.

İçmediğimiz her bardak suyla birlikte sadece biyolojik sağlığımızı değil, zihinsel berraklığımızı da yitiriyoruz. Doğadan ve doğal gıdadan koparıldıkça, kendi bedenimizin en temel ihtiyacına da yabancılaşıyoruz.

Doğala Dönerken Suyu Hatırlamak

Beynimizin bozulan su ayarlarını yeniden düzeltmek, yalnızca bardağı doldurmakla başlamıyor. Önce ne yediğimize, bedenimize neyi kabul ettiğimize bakmamız gerekiyor. Topraktan koparılan, ilaçla şişirilen her sebze ve meyve, bizi kendi biyolojik hakikatimizden bir adım daha uzaklaştırıyor.

Zihnimizin ve bedenimizin o eski, berrak "su ayarlarını" geri kazanmak zorundayız. Çünkü su, sadece bedeni beslemez; zihni berraklaştırır, ruhu tazeler.

Bu çağda yapabileceğimiz en radikal ve iyileştirici hareket; soframızı doğala yakınlaştırmak ve o yalın duyguya yeniden sahip çıkmaktır: Gerçekten susamak ve kana kana su içebilmek için önce bedenimizi bu kimyasal esaretten kurtarmaktır. Çünkü suya yeniden kana kana varabilmek, doğaya ve özümüze duyduğumuz sadakatin en saf göstergesidir.

Yazar: Cahide Kuseyri

 

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorumlar(0 Yorum)
Yorumları sırala

Henüz yorum yok

Anasayfa Kategoriler
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !