Cumhuriyet Coşkusu Gökçeada’da Yaşandı - HaberSanat.org
Cumhuriyet Coşkusu Gökçeada’da...
13:15Pera’dan Galata’ya Grubu Bebek Midpoint’te Buluştu: Yeni Pro...
Pera’dan Galata’ya Grubu Bebek...
22:48Destina Sönmez’in “İzler” Sergisi Grand Harilton Hotel’de Ka...
Destina Sönmez’in “İzler” Serg...
00:35YGD Yönetiminden Kaymakam Bilgin’e Ziyaret: “Çekmeköy’de Her...
YGD Yönetiminden Kaymakam Bilg...
Yazar: Nurdan Kabacık
Tarih: 24 Ağustos 2026 | Kategori: Köşe Yazısı
Günümüz dünyasında sürekli bir şeylere yetişmeye, her an kusursuz olmaya ve belirsizliklerle dolu bir hayatı kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Ancak bu kontrol arzusu büyüdükçe, zihnimiz biz farkında olmadan kendi kurduğu tuzaklara düşüyor.
Tam da bu noktada, modern insanın en büyük ama en sessiz mücadelelerinden biri çıkıyor karşımıza: Takıntı.
Eskiden sadece bireysel bir kuruntu ya da küçük bir alışkanlık gibi görünen takıntılar, artık çağımızın hızla yayılan zihinsel bir salgını haline geldi. Sosyal medyadaki kusursuzluk algısı, sürekli mükemmel görünme çabası, ilişkilerde aşırı onay arayışı veya geleceğe dair dinmeyen o kaygı... Hepsı birleşerek zihnimizi aynı düşünce döngüsünün içinde hapsediyor.
Bir şeye takılmak, bir düşünceyi tekrar tekrar zihinde çevirmek ve ondan kurtulamamak; ruhun üzerindeki en ağır yüktür. Çünkü takıntı, anı yaşamaktan alıkoyar insanı. Tıpkı kurumayan bir boyanın üzerine tekrar tekrar fırça vurmak gibidir; düzeltmeye çalıştıkça tuval bozulur, zihin yorulur ve renkler birbirine karışır.
Peki, günümüz insanı neden bu kadar takıntılı hale geldi?
Çünkü durmayı unuttuk. İçimizdeki o kontrol etme arzusunu serbest bırakmayı, belirsizlikle barışmayı ve kusurların da hayatın zarafetine dâhil olduğunu kabullenmeyi bıraktık. Takıntı, aslında ruhumuzun "biraz dur, nefes al ve akışa güven" deme şeklidir. Ancak biz o sesi dinlemek yerine zihnimizin yarattığı hayali tehditlerle savaşmaya devam ediyoruz.
Ruhumuzu takıntıların esaretinden kurtarmanın yolu; zihnimizden geçen her düşünceye inanmamaktan geçer. Düşünceler sadece zihinden geçen bulutlardır; biz ise o bulutların arkasındaki gökyüzüyüz. Kalbimizi, zihnimizi ve üretimlerimizi takıntıların dar kalıplarına hapsetmek yerine; kabullenişin, sanatın ve anı yaşamanın genişliğine bırakmalıyız.
Unutmayalım ki, hayatı kontrol ettikçe değil; onunla uyum içinde akmayı öğrendikçe özgürleşiriz.
Haberin ve köşe yazısının devamı için HaberSanat.org sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
21.10.2026 - 14:08
14.10.2026 - 19:30
03.10.2026 - 02:25
09.06.2026 - 19:43
12.05.2026 - 13:21
17.04.2026 - 17:30
08.04.2026 - 11:12
Yorum Yap
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.
Henüz yorum yok